18 Nisan 2017

Sıra

18 Nisan 2017
Susmak bilmiyordu. Konuşmaya nasıl başladığını hatırlamıyorum bile. Sıra uzundu, ama ilerliyordu. Hemen önümde durmuş ve yüzünü bana dönmüştü. Elindeki evrakları sallıyor, sıra ilerledikçe geriye doğru adımlıyordu. "Söylesene," diye tekrarladı beni düşüncelerimden çekip çıkararak: "Kaçıncı, ha?"

"Altı." dedim üstünde hiç durmadan. Zaten önemsenecek bir sayı değildi bu. Ne iyiydi ne de kötü. "Peki senin," dedim artık bir şeyler söylemem gerektiğini düşünerek, "Kaçıncı ölüşün?" Gözlerini havada süzmeye başladı ağır ağır. Sanki sayısını hesaplamaya çalışıyordu, ama en fazla kaç olabilirdi ki? Şurası çok açıktı: Sayıyı biliyordu, ama bilmiyor gibi görünmeyi seviyordu. Oysa bu benim umrumda değildi, çünkü nihayet susmuştu.

Hırıltılı bir iç çekişin ardından "Doksan dokuz." dedi, "Ama tam da emin değilim. Bir ara saymayı bırakmıştım, sonra yine devam etmeye çalıştım, ama kaldığım yeri doğru düzgün hatırlayamadım. Ama doksan dokuz diyelim." İşte o an ilk defa yüzüne dikkatle baktım. Doksan dokuz defa ölmüş olamazdı. Aslında bunun için bir kural yoktu elbette ki, ya da varsa bile benim haberim yoktu.

Altı defa ölmüştüm ve her seferinde kendimi bu sırada bulmuştum. Uzun bir bekleyiş olmazdı. Herkes elindeki evrakla kapıya doğru ilerlerdi. Sonrası malum. İstediğimiz her şeyi olabilirdik, onu yaşardık ve nihayet ölürdük. Bu, hepimizin bildiği basit bir gerçekti.

"Doksan dokuz biraz fazla değil mi?" diye sordum kuşkulu bir sesle. Bir kahkaha patlattı. Çevredekilerin bize baktığını hissettim, ama dönüp de bu hissimi doğrulamak istemedim, gözümü yere indirdim. "Fazla tabii, gereğinden de fazla hatta." dedi neşeyle. Bu mutluluğa anlam vermem mümkün değildi. Ancak o susmadan devam etti: "Birçok şey oldum, birçok şekilde öldüm. Çoğu eğlence peşinde, kendini kandırmak istiyor. Sen de onlardan değilsin, değil mi? Değilim de, hadi. Bu şekilde katlanamazsın, dayanamazsın. Eminim sen de bir yerden sonra kendini zorlamak isteyeceksin. Henüz altı kere ölmüşsün. Bir yerden sonra başka türlü düşüneceksin. Bunlar mutsuz. Bu sıra kasvet içinde. Ölmüş olmayı anlamıyorlar. Ne olacaksın, söylesene!" Eğildi ve aşağıdan yukarıya doğru gözlerimin içine bakarak gülümsedi.

"Henüz karar vermedim," dedim sesimi alçaltarak, "Kapıdan geçtikten sonra olmam gerekeni bulurum." Nedense bunda doğru olmayan bir şey var gibi gelmişti bana o an. Şimdi bile açıklayamayacağım bir biçimde utanmıştım. Sanırım bir fikrim olmadığı için kendime kızmıştım, ama bunun anlamını kavrayamamıştım. "Olabilir," dedi tekrar ayağa kalkarak, kendi çevresinde döndü ve "Bunların da bir kararı yok zaten," dedi. Neredeyse bağırmıştı. Çılgınlıktı bu. Herkes bize bakıyor olmalıydı.

Sıra ilerledi. Hatta sanki biraz hızlı ilerledi. Kapıya ulaşmama birkaç adım kalmıştı, tek isteğim başıma bir iş açmamaktı. "Ben!" dedi bağırarak, sıradan ayrıldı, korkulu gözlerle onu izlerken bir sağa bir sola adımladı ve yanıma sokulup kulağıma, "Bu sefer tanrı olacağım," diye fısıldadı. Yine tereddütle yaklaştım bu dediğine. Kim tanrı olmak isterdi ki? Olabileceğin onca harika şey varken, basit bir tanrı olmanın ne anlamı vardı? "Bir tanrı olacaksın yani?" dedim, şevkle kafasını salladı. "Ve sıkıntıdan öleceksin, planın bu mu?" diye devam ettim. Tekrar sırada yerine geçti. Sıra bir adım ilerledi ve elini omzuma koydu.

"Biliyorum, sonsuz seçenek olduğunu düşünüyorsun, ama aslında hiçbiri olmak istemiyorsun. Ben istiyorum! Her seferinde istedim. Her seferinde istediğim şeyi biliyordum, onu oldum ve binbir zorlukla boğuştum. Ölmek, yok olmak, silinmek, baştan başlamak nasıl adlandırırsan adlandır, her seferinde bir şey öğrenerek geldim buraya. Tanrı olmak gülünç geliyor, değil mi? Hiçbir anlamı yok. Hatta korkunç bir şey. O kadar şey oldun, az çok tahmin ediyorsundur. Bu sırada kimsenin istemeyeceği ve muhtemelen olmadığı şey. Benim de aklıma öyle kolay gelip yerleşmedi bu fikir. Doksan dokuz defa öldüm, doksan dokuz! Tanrı olmak istiyorum ve evren diye bir şey yaratmayı düşünüyorum. Her şey burada, kafamda. Devasa olacak. Milyarlarca şey olacak içinde. Öyle sıkıcı şeyler düşünme. Mesela öyle bir yer olacak ki, üstünde tıpkı bize benzeyen yaratıklar olacak. Sadece görünüş olarak yani. Kolları, bacakları, kafaları. Hatta konuşacaklar. Ancak işin en güzel yanı ne olacak, biliyor musun? Onlara gerçeği kavrama yetisi vermeyeceğim. Nasıl desem, bir şimşek gibi çakacak bazı fikirler kafalarında ama bunun ne anlama geldiğini asla bilemeyecekler. Hatta onlar da ölecekler bizim gibi, ama asla sıra olmayacak. İnan bana, çok eğlenceli olacak."

Kapı açıldı, sıra ona gelmişti. "Peki tanrı olmana izin verecekler mi dersin?" diye sordum kapıdan içeri girerken. Elindeki evrağı havaya kaldırdı ve "Görürsün!" dedi gülümseyerek. İçeri girdi ve bir daha onu görmedim.

Ümid Gurbanov

0 yorum:

Yorum Gönder

 
|| © 2018 - Herhangi bir hak bulursanız, saklayın! || Tasarım: Pocket ||