11 Ağustos 2018

Recep Tayyip Erdoğan: Türkiye, ABD İle Olan Krizi Nasıl Görüyor?

11 Ağustos 2018 16
Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye tek taraflı uyguladığı eylemler, Amerika'nın çıkarlarını sarsacak ve Türkiye'yi başka dost ve müttefik aramaya zorlayacaktır.

Son altmış yıldır, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri stratejik ortaklık içindedir ve NATO'nun müttefikidir. Bu iki ülke, Soğuk Savaş ve sonrasında ortaya çıkan ortak zorluklar karşısında omuz omuza durmuştur.

Yıllardır Türkiye Amerika'nın ne zaman ihtiyacı olsa yardımına koşmuştur. Askerlerimiz Kore'de hep birlikte kan döktü. 1962'de Kennedy yönetimi, İtalya ve Türkiye'deki Jüpiter füzelerini kaldırarak Sovyetler'in Küba'daki füzelerini kaldırmasını sağlayabilmişti. 11 Eylül terör saldırıları sonrasında, Washington dost ve müttefiklerinin bu musibete karşılık vereceği hususunda güvendiğinde, birliklerimizi NATO'nun Afganistan'daki görevini tamamlamasına yardımcı olması için oraya yolladık.

Yine de Amerika Birleşik Devletleri, Türk halkının endişelerini anlayıp saygı duymak noktasında sürekli ve defalarca başarısız olmuştur. Ve son yıllarda, ortaklığımız çıkan anlaşmazlıklarla sınanmaktadır. Ne yazık ki bu tehlikeli eğilimi tersine çevirme çabalarımız boşa çıktı. Amerika Birleşik Devletleri  Türkiye'nin egemenliğine saygı duymadıkça ve ulusumuzun karşılaştığı tehlikeleri anladığını ispatlamadıkça ortaklığımız risk altında olabilir.

15 Temmuz 2016'da Türkiye, hükümetimin resmi olarak Fethullahçı Terör Örgütü diye tanımladığı ve Pensilvanya'dan yönetilen, Fethullah Gülen'in liderliğindeki karanlık bir örgütün üyelerince saldırıya uğradı. Gülenciler, hükümetime karşı kanlı bir darbe yapmaya çalıştı. O gece milyonlarca sıradan vatandaşımız vatanseverlik duygusuyla sokaklara akın etti. Hiç şüphesiz Amerikan halkının Pearl Harbor ve 11 Eylül saldırılarından sonra deneyimlediği bir duygudur bu.

İçlerinde kadim dostum ve kampanya yöneticim Erol Olçok ile oğlu Abdullah Olçok'un da bulunduğu iki yüz elli bir masum insan, ulusumuzun özgürlüğünün bedelini canıyla ödedi. Benim ve ailemin peşine düşmüş ölüm mangası başarıya ulaşmış olsaydı, ben de onların arasına katılacaktım.

Türk halkı, Amerika Birleşik Devletleri'nin kesin surette saldırıyı kınamasını ve Türkiye'nin seçilmiş lideriyle dayanışma içinde olduğunu belirtmesini bekledi. Ama bu olmadı. Amerika Birleşik Devletleri'nin tepkisi yeterli değildi. Türk demokrasinin yanında durmak yerine, Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri ihtiyatla "Türkiye'de istikrar, barış ve devamlılık" çağrısında bulundu. Daha da kötüsü, ikili anlaşma şartları altında Fethullah Gülen'in iadesi isteğinde hiçbir gelişme gösterilmemiştir.

Bir başka hayal kırıklığı da, 1984'ten bu yana binlerce Türk vatandaşının ölümünden sorumlu olan ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terörist örgüt olarak kabul edilen silahlı bir oluşum olan PKK'nın Suriye'deki kolu PYD/YPG ile Amerika Birleşik Devletleri'nin arasındaki ortaklık ilişkisi olmuştur. Türk makamlarının tahminlerine göre, Washington son yıllarda PYD/YPG'ye silah temin etmek için 5000 kamyon ve 2000 kargo uçağı kullanmıştır.

Hükümetim, Amerikalı yetkililerin Suriye'deki PKK'nın müttefiklerini eğitmek ve silahlandırmak hususundaki kararlarına karşı duyduğu endişeleri sürekli olarak belirtmiştir. Ne yazık ki sözlerimize kulak asılmamış ve Amerikan silahları ile Suriye, Irak ve Türkiye'deki siviller ve güvenlik güçlerimizin üyeleri hedef alınmıştır.

Geçtiğimiz haftalarda Amerika Birleşik Devletleri, Amerikan vatandaşı Andrew Brunson'un terörist bir gruba yardımcı olduğu suçlamasıyla Türk polisleri tarafından tutuklanmasını sebep göstererek Türkiye ile gerilimi yükselten bir dizi atım attı. Başkan Trump ile yaptığım pek çok görüşme ve konuşmada ona söylediğim gibi, yargı sürecine saygı duymak yerine, Amerika Birleşik Devletleri, kendisine dost bir ulusa açıkça tehditler yağdırdı ve kabinemin birkaç üyesine karşı yaptırım uyguladı. Bu karar kabul edilemez, mantıksız ve uzun süredir devam eden dostluğumuza en nihayetinde zarar veren bir karardı.

Türkiye'nin tehditlere boyun eğmeyeceğini göstermek için, birçok Amerikan görevliye yaptırım uygulayarak misilleme yaptık. Gelecekte de biz yine aynı ilkeye bağlı kalacağız: Hükümetimi yargı sürecine müdahale etmeye zorlamak, anayasamıza ve demokratik değerlerimize uygun düşmemektedir.

Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri'nin dinlemeyi reddetmesi durumunda, kendi işini halledeceğini defalarca kez göstermiştir. 1970'lerde, Washington'un itirazlarına rağmen Kıbrıslı Rumların Türk kökenlilere uyguladığı katliamı önlemek için Türk hükümeti adım atmıştır. Daha yakın bir tarihte, Washington'un Kuzey Suriye kaynaklı ulusal güvenlik tehditlerine ilişkin endişelerimizin ciddiyetini kavramada düştüğü başarısızlık, sözde İslam Devleti'nin NATO'nun sınırlarına olan erişimini kesen ve Afrin'den YPG militanlarını çıkartan iki askeri hücum ile sonuçlandı. Bu olaylarda olduğu gibi, ulusal çıkarlarımızı korumak için gerekli adımları atacağız.

Kötülüğün dünyada pusuda beklediği bu zamanda, on yıllardır müttefikimiz olan Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye tek taraflı uyguladığı eylemler, sadece Amerikanın çıkarlarını ve güvenliğini sarsmaya hizmet edecektir. Çok geç olmadan evvel, Washington, asimetrik bir ilişkimiz olabileceği şeklindeki yanlış fikrinden vazgeçmeli ve Türkiye'nin alternatifleri olduğu gerçeğini kabullenmelidir. Bu tek taraflılık ve nezaketsizlik eğilimi tersine çevrilmezse, yeni dostluklar ve müttefikler aramaya başlamak gerekecektir.

Çeviri: Ümid Gurbanov
Dipnot: The New York Times'ın düzeltme yazısına göre güncellenmiştir.

28 Haziran 2018

Geçmiş

28 Haziran 2018 3
Ölmeyi o kadar derinden dilemişti ki, ne zaman içinde bir yaşam aşkı duysa utancından ne yapacağını bilemiyor, kendisine ihanet ettiğini hissediyordu. Bundan kurtulmanın bir yolunu yıllarca bulamamış ve en sonunda kendisiyle barışmak zorunda kalan her insanın yaptığı şeyi, kendisini kandırmayı tercih etmişti.

Geçmişte, diyordu ansızın aynanın karşısında kendisini gördüğünde, kaldı her şey. Oysa hiçbir şeyin geçmişte kalmadığının farkındaydı: İnsan, geçmişidir. Ne şimdi vardır insanın elinde ne de gelecek. Her şeyimiz geçmişin gölgesindedir; geçmiş asla geçmez, geride bir şey kalmaz. Yumruğunu sıkan ve duvara olmadık bir anda indiren herkes bilir bunu; acı, geçmişin var olma biçimidir; tam da şimdidedir geçmiş, içinde bulunduğun zamanda varlığını sürdürür. Ölüm, geçmişin cisimleşmiş halidir. Ölümün olduğu yerde sadece geçmiş vardır. Bundandır yalnız insanların aynaya bakmayı sevmemesi: Orada geçmişi görür; tek gerçek olduğunu bilirler bunun; kendisiyle göz göze gelmiş insanlar kendi gözlerinde geçmişi görür ve bundan asla hoşnut olmazlar. Denebilir ki kendisini gerçekten görmüş olan insan, ölümü de görmüştür.

Şimdi durmuş sokağın orta yerinde, kafasını kaldırmış ayı izliyordu. Ölmeyi istiyordu, belki tam da bu yüzden yaşamayı istiyordu. Ölmeyi hak etmek istiyordu. Yılmak değil, kaçmak değil, görmek ve geçirmek ve bitirmek istiyordu yaşamı, işte tam da ondan sonra ölmek istiyordu. İndirmeseydi kafasını ve boş sokakta ağır aksak adımlarla eli cebinde evin yolunu tutmasaydı, biraz daha kafa patlatsaydı, aslında hiçbir şey istemediğini de anlayacaktı. Ne ölmek ne yaşamak istiyordu; olan olsun ve bitsin diye bekliyor, beklerken can sıkıntısından olur olmadık şeylere inanıyordu, en fenası da fark edemediği bir bıkkınlıkla bir şeyler istediğine inanıyordu.

Denir ki insan, başkaları varken çok daha kolaylıkla kendisi olur. Belki kendisi olmasına bile gerek olmaz, birisi olması yeterlidir. Geçmişinin herhangi bir parçasından herhangi birisi olabilir. Oysa boş sokaklarda yürümüş ve uzanan boş yola bakan biri geçmişte yaşar, karanlığın içinde adımlarını atarken kimse değildir artık o.

Elbette ki o, bunların hiçbirini düşünmedi. Bir ıslık bile tutturmadı. Durduk yere bir kaldırım taşına basarken kendi kendine gülümsediğinin farkına vardı; deliremediği için kendisini asla affedemeyeceğini anladı.

Ümid Gurbanov

11 Haziran 2018

Kara Delik

11 Haziran 2018 0
Odamda bir kara delik var.

Buna inanması güç, biliyorum, ama insanın yıllardır olduğu yerde duran kitapları birer ikişer kaybolduğunda, buna bir açıklama bulmak hiç de sanıldığı kadar kolay olmuyor. Elbette ilkin kitaplar değildi yitenler; masanın üzerine bıraktığım üç beş kuruştu, bir türlü nerede olduğunu bulamadığım kalemlerdi, kutusundan eksilen ilaçlardı, hatta kimi zaman bir kenara not ettiğim bölük pörçük cümlelerdi. Odadan sürekli bir şeyler eksiliyordu, bense her aynaya baktığımda hiçbir şey olmamış gibi kendimi görüyordum. Buna bir anlam vermek çok güçtü, ta ki bir gün hışımla odaya girip babamdan kalma saatimi çıkarıp elimden düşürürken ve saatin yere çarpmasını yüzümü buruşturarak beklerken saatin aniden yok olduğunu görünceye dek. Böyle bir durumda önce gözler kırpıştırılır, elbette nefes alışlar sıklaşır, kaşları çatmak ve gerilemek, sonra kaçacak bir yer olmadığını hatırlayıp ağır ağır eğilmek yapılacak işlerin en doğalıdır. Avuçla yer şöyle bir yoklanır. Soğuktur. Sanki daha yeni bir saati yutmamış gibi kendi halindedir. Orada öylece durmanın bir fayda etmediğini anlamak uzun sürmez. Aniden kalkılır. Şöyle bir etrafa bakılır, hiç kuşkusuz atılacak, daha doğrusu yere bırakılacak bir şeyler aranır. Böylesi bir mucizenin içindeyken bile insan ilk eline geleni atmayı başaramaz. Düşünür, neyi kaybederse en az üzüleceğini hesap eder. Eski bir defterden bir sayfa yırtılır ve tam saatin yok olduğu yere bırakılır. Bir parça kağıt asla bir saat kadar hızlı düşmez; oysa iş yere değme anına geldiğinde, tıpkı bir saat kadar hızla yok olur. Artık insanın gözlerine inanamadığı safhaya geçilir. Gerçek apaçık ortadadır: Odamda bir kara delik var-dır.

10 Haziran 2018

Eduardo Galeano: Gol Üzerine (2012)

10 Haziran 2018 0
Uruguaylı gazeteci ve yazar Eduardo Galeano, 2012 yılında katıldığı bir konferansta futbol üzerine konuşuyor, kitaplarından bazı pasajlar okuyor. İşte o konferanstan alınan bu kısa kesitte, Galeano "Gölgede ve Güneşte Futbol" adlı kitabını açıyor "Gol" adlı yazısını kendisi seslendiriyor.

"Gol, futbolun orgazmıdır!" diyen Galeano, "Ve tıpkı orgazm gibi gole de modern dünyada artık daha az rastlanıyor." diye ekliyor.

9 Haziran 2018

Stanley Milgram: Otoriteye İtaat

9 Haziran 2018 0
2006 tarihli "The Human Behavior Experiments" adlı belgeselden alınan bu kısa kesitte, otoriteye itaat deneyi ile tanıdığımız psikolog Stanley Milgram'ın ve 1962'deki orijinal deneyin arşiv görüntülerini izliyor ve İkinci Dünya Savaşı'nda milyonlarca Yahudi'yi ölüm kamplarında katleden Nazilerin bunu nasıl yapabildiklerini, diğer bir deyişle sıradan insanların nasıl katliam yapacak denli ileri gidebileceklerini görüyoruz.

7 Haziran 2018

Bertrand Russell: Felsefe Nedir? (1960)

7 Haziran 2018 0
Bertrand Russell, 1960 tarihinde Woodrow Wyatt ile yaptığı bu röportajda, felsefe nedir sorusundan yola çıkarak felsefe ile bilim arasındaki ilişkiye değiniyor, bu ikisinin kesiştiği noktaları, Antik Yunan'dan verdiği örnekler ile pekiştirerek döneminin felsefe yönelimlerini ele alıyor, Marx'ın filozof olup olmadığını tartışmaya açıyor ve felsefenin geleceği üzerinde öngörülerde bulunuyor.

1 Haziran 2018

Ray Bradbury: Mini Skeç (1982)

1 Haziran 2018 0
Ray Bradbury'nin 1982 yılında katıldığı bir programda o dönemin Federal Bütçesi üzerine yaptığı mini skeç.

24 Mayıs 2018

Mark Twain: Thomas Edison'un Çektiği Görüntüler (1909)

24 Mayıs 2018 0
1909'da Thomas Edison Kinetograf'ını kaptığı gibi Amerikan edebiyatının öncülerinden Mark Twain'i kayda alıyor ki, gelecek nesiller de onu görebilsin. Görüntülerin devamında Twain'in kızları Clara ve Jean'i de görüyoruz.

Bu kayıttan bir yıl sonra Mark Twain yaşamını yitiriyor.

Ne yazık ki çevrilecek bir ses kaydı yoktu, ben de sadece uygun bulduğum bir müzik ekledim videoya. Kullandığım müzik ise, Alexis Ffrench'e ait "A Wondrous Path" adlı parçadır.

20 Mayıs 2018

Samuel Beckett: Tiyatro Üzerine (1987)

20 Mayıs 2018 0
Samuel Beckett'a ait bildiğim tek sesli görüntü olan bu kayıt, Beckett'ın son oyunu olan "Ne Nerede"yi 1987'de televizyona uyarlamaya çalışırken alınmıştır.

14 Mayıs 2018

Jack London'ın Ölmeden Üç Gün Önceki Görüntüleri (1916)

14 Mayıs 2018 0
19 Kasım 1916 tarihli bu görüntülerde, Jack London'ı Kaliforniya'daki Beauty Ranch adlı çiftliğinde eşiyle birlikte görüyoruz. 1910 tarihinden beri bu çiftlikte yaşamını sürdüren London, böbrek yetmezliğine yakalanmıştı ve bu kayıttan üç gün sonra da hayatını kaybetmiştir. Ama ölüm sebebi doğrudan böbrek yetmezliği değildir. Acı çeken London, ya acısından dolayı yüksek dozda bilerek morfin alarak intihar etmiş ya da bilmeden yüksek dozda alarak kaza eseri yaşamını yitirmiştir. Kimileri ise gece kalp krizi geçirdiğini iddia etmektedir.

Ne yazık ki çevrilecek ses kaydı yoktu, ben de azıcık düzenleyip müzik ekleyerek bu tarihi kaydı paylaşayım istedim. Eklediğim müzik ise Alexis Ffrench'in "A Moment In Time" adlı parçasıdır.

 
|| © 2018 - Herhangi bir hak bulursanız, saklayın! || Tasarım: Pocket ||