9 Nisan 2018

Zizek'ten Nükteler

9 Nisan 2018 0
Slavoj Zizek'in sağda solda anlattığı fıkralardan, anekdotlardan, nüktelerden hatta şakalardan derlenen ve Erkal Ünal'ın çevirip Encore Yayınları'ndan çıkan bu kitap felsefenin yer yer soğuk ve korkunç yönünü bir anlamda aşması ve esprili anlatılarda bile derin anlamlar, çıkarımlar bulunabileceğini göstermesi bakımından oldukça hoşuma gitti. Hatta unutmamayı başarırsam ben de Zizek gibi sağda solda bazı fıkraları anlatarak bir konuyu bir yere bağlamayı bile umuyor, ama muhtemelen başaramayacağımı da biliyorum.

Bu bakımdan özellikle hoşuma giden, güldüğüm veya anlamlı anlamlı uzaklara (duvara) baktığım birkaç nükteyi buraya da koymak istiyorum. İleride büyük olasılıkla bunları unuttuğumda döner bakarım, bir açıdan hafızamı tazelerim.

Tabii şunu da belirtmeden geçmeyeyim, buraya tüm beğendiklerimi koymuyorum, yoksa kitabın epey bir bölümünü eklemem gerekecekti. Beğendiklerim arasında bir seçme yapma durumunda kalarak ve okuyucuyu da çok sıkmayacak uzunlukta bir gönderi olmasını tasarlayarak alıntıları ekliyorum. (Evet, tam bunu yazarken bir yandan da hangilerini koysam diye kitaba bakınıyorum...)

28 Aralık 2017

Açlık

28 Aralık 2017 3
Nicedir unuttuğu bir şeyi hatırlamaya çalışır gibi yüzünü buruşturdu, ama zihninin köşesinden istediğini bir türlü çekip çıkaramayacağını bilmenin sıkıntısıyla sadece "Oğlum!" dedi. Sesinin yorgun düşmüş olduğunu fark etti, yine de bunu umursayacak hali yoktu: "Hazırlan, birazdan gideceğiz."

Doğrusu, oğlunda hazırlanacak pek bir güç kalmamıştı. En son on sekiz gün önce orta halli bir Doyum Evi'nden üçer hap alabilmişlerdi. Baba haplardan hiçbirine dokunmamış, oğluna ise günde yalnızca yarım hap vererek hayatta kalma ümitlerini sürdürmeye çalışmıştı. Oğlunun olanlardan pek haberi varmış gibi görünmese de halsiz ama sevecen gözlerle "Gücüm azaldı, baba!" diyordu ara ara. Boşalan midesi için böyle diyordu çocuk, ama bu, ona özgü değildi. İnsanların doygunluk haplarından başka bir şeyi gıda olarak tüketmesinin yasaklanmasından bu yana kırk iki yıl geçmişti. Aslına bakılırsa, zaten ortada tüketilecek başka bir gıda da kalmamıştı. Kimileri bunu tanrının gazabı olarak görmüştü, kimileriyse yurttaşları kendine tamamen bağlı hale getirmek isteyen hükümetlerin ortak projesi olarak. Başka görüşler de vardı elbet, ama bunların hiçbirini artık umursamıyordu baba, işin acısı, hatırlamıyordu bile.

4 Kasım 2017

Türkçe Karşılığı Birebir Aynı Olan İngilizce Atasözleri

4 Kasım 2017 5
Ne yalan söyleyeyim, yukarıdaki başlığı atarken utandım. Hiçbir yaratıcılık yok, sofistike bir anlam biçme yok, dümdüz ve aslında yazacağım her açıklamayı da lüzumsuz kılan bir başlık.

Neyse sevgili dostlar, başlıktan da anlayacağınız üzere, bildiğim kadarıyla Türkçe karşılığı birebir aynı olan İngilizce atasözlerinden ufak bir derleme yaptım. Peki bunu niye yaptım? Çünkü yağmurlu bir cumartesi günüydü ve zaman geçirecek bir aktivite aradım kendime, bu geldi aklıma. Elbette ki şunu da ekleyeyim; Türkçe atasözlerindeki anlamları karşılayan yüzlerce atasözü ve deyim vardır, ama bunların çoğu birebir aynı değil, daha çok anlam bakımından aynı kapıya çıkan şeylerdir. Misal, "Actions speak louder than words." atasözü için Türkçedeki "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz." anlamı oldukça uyumludur, ama söz konusu atasözünün birebir kelime anlamı "Eylemler sözlerden daha yüksek konuşur." minvalinde bir şeydir. Demek istediğimi anlatabiliyor muyum?

24 Ekim 2017

E. M. Cioran: Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne

24 Ekim 2017 3
Her sevincin başında, hatta sonunda bir Tanrı vardır.

*

Varlıklar arasında gerçek temas, sessiz bir mevcudiyetle, açık bir iletişimsizlikle, içten edilen duaya benzeyen gizemli ve sössüz bir teatiyle kurulur ancak.

*

Her huzursuzluk, yarım kalmış bir metafiziksel deneyimden başka bir şey değildir.

*

Üzüntülerimizi bir başkasına, sırf ona acı çektirmek için, acılarımızı üstlensin diye itiraf ederiz.

*

Doğmuş olmamı bağışlayamıyorum.

*

Aziz Benedictus'un kurallarına göre, bir keşiş yaptığı işten gurur ya da sadece hoşnutluk duyuyorsa, o işi bırakıp ondan vazgeçmelidir.

*

Kendinden nefret eden alçakgönüllü değildir.

14 Ekim 2017

E. M. Cioran: Her Şey Ne Kadar Da Uzak! (Ümitsizliğin Doruklarında)

14 Ekim 2017 3
Bu dünyada neden bir şeyler yapmamız gerektiğini, neden dostluklar kurmak, arzular, umutlar ve hayaller sahibi olmak zorunda kaldığımızı anlamıyorum. Hiçbir karmaşanın ve hengâmenin olmadığı dünyanın uzak bir köşesine çekilmek daha iyi olmaz mıydı? Böylece medeniyetten ve ihtiraslardan elimizi eteğimizi çekebilirdik; her şeyi yitirir ve hiçbir şey kazanmamış olurduk. Zaten bu dünyadan kazanılacak ne var ki? Umutsuzluk içinde mutsuz ve yalnız olan insanlar için kazançlı çıkmanın hiçbir ehemmiyeti yoktur. Her birimiz bir ötekine çok yakınız, yine de kendimizi bir başkasına tamamıyla açsaydık ve birbirimizin ruhlarının ücra köşelerini okuyabilseydik alınyazılarımızın ne kadarını anlayabilirdik? Kendimize yalnızlıktan ölmenin insanlığın alameti olup olmadığını sormak zorunda kalacak denli yalnızız. Son an gelip çattığında bir teselli bulunabilecek mi? Toplum içinde yaşama ve ölme isteği muazzam bir yetersizliğin işaretidir. Issız bir yerde bir başına ölmek binlerce defa daha yeğdir; hem böylece kimse görmeden melodrama bulaşmadan ölebilirsin. Ölüm döşeğindeyken kendilerine hâkim olan ve bir iz bırakmak için caka satan insanları öyle küçümsüyorum ki! İnsan yalnız olmadıkça gözyaşları onun canını yakamaz. Son anlarını yalnız geçirmekten aciz oldukları ve korktukları için ölürken dostlarını çevresinde görmek isteyenler işte buna sığınırlar. Ölüm anında ölümü unutmak isterler. İçlerinde kahramanca bir güç yoktur. Neden kapılarını kilitlemiyor ve tüm sınırların ötesine taşan bir açıklık ve korkuyla o delice hislerin ızdırabını yaşamıyorlar?

Her şeyden öyle uzaklaştırıldık ki! Oysa bu, her şeyin bize eşit derecede ulaşılmaz olduğu anlamına gelmez mi? En derin ve sahici ölüm, yalnızlık içindeki ölümdür – hatta öyle ki, ışık bile ölümün özü haline gelir. Öyle bazı anlar olacak ki, yaşamdan, aşktan, gülümsemelerden, dostlardan ve hatta ölümden bile ayrı düşeceksin. İşte o an, dünyanın boşluğunun ve kendinin anlamsızlığının ötesinde bir şey olup olmadığını soracaksın.

- o -

Dipnot: Geçtiğimiz günlerde E. M. Cioran'ın Ümitsizliğin Dorukları'nda adlı kitabından bir bölüm çevirmiş, üstüne bir parça da gevezelik de etmiştim. Korkmayın sakın, tekrara düşmeyeceğim; sadece "Lirik Olmak Üzerine" adlı o bölümü hatırlatıyor ve ekliyorum: Bu çeviri serisinin devamının gelip gelmeyeceğini ben bile bilmiyorum.
 
Sağlıcakla kalmanızı dilerim.