Çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2017

E. M. Cioran: Her Şey Ne Kadar Da Uzak! (Ümitsizliğin Doruklarında)

14 Ekim 2017 3
Bu dünyada neden bir şeyler yapmamız gerektiğini, neden dostluklar kurmak, arzular, umutlar ve hayaller sahibi olmak zorunda kaldığımızı anlamıyorum. Hiçbir karmaşanın ve hengâmenin olmadığı dünyanın uzak bir köşesine çekilmek daha iyi olmaz mıydı? Böylece medeniyetten ve ihtiraslardan elimizi eteğimizi çekebilirdik; her şeyi yitirir ve hiçbir şey kazanmamış olurduk. Zaten bu dünyadan kazanılacak ne var ki? Umutsuzluk içinde mutsuz ve yalnız olan insanlar için kazançlı çıkmanın hiçbir ehemmiyeti yoktur. Her birimiz bir ötekine çok yakınız, yine de kendimizi bir başkasına tamamıyla açsaydık ve birbirimizin ruhlarının ücra köşelerini okuyabilseydik alınyazılarımızın ne kadarını anlayabilirdik? Kendimize yalnızlıktan ölmenin insanlığın alameti olup olmadığını sormak zorunda kalacak denli yalnızız. Son an gelip çattığında bir teselli bulunabilecek mi? Toplum içinde yaşama ve ölme isteği muazzam bir yetersizliğin işaretidir. Issız bir yerde bir başına ölmek binlerce defa daha yeğdir; hem böylece kimse görmeden melodrama bulaşmadan ölebilirsin. Ölüm döşeğindeyken kendilerine hâkim olan ve bir iz bırakmak için caka satan insanları öyle küçümsüyorum ki! İnsan yalnız olmadıkça gözyaşları onun canını yakamaz. Son anlarını yalnız geçirmekten aciz oldukları ve korktukları için ölürken dostlarını çevresinde görmek isteyenler işte buna sığınırlar. Ölüm anında ölümü unutmak isterler. İçlerinde kahramanca bir güç yoktur. Neden kapılarını kilitlemiyor ve tüm sınırların ötesine taşan bir açıklık ve korkuyla o delice hislerin ızdırabını yaşamıyorlar?

Her şeyden öyle uzaklaştırıldık ki! Oysa bu, her şeyin bize eşit derecede ulaşılmaz olduğu anlamına gelmez mi? En derin ve sahici ölüm, yalnızlık içindeki ölümdür – hatta öyle ki, ışık bile ölümün özü haline gelir. Öyle bazı anlar olacak ki, yaşamdan, aşktan, gülümsemelerden, dostlardan ve hatta ölümden bile ayrı düşeceksin. İşte o an, dünyanın boşluğunun ve kendinin anlamsızlığının ötesinde bir şey olup olmadığını soracaksın.

- o -

Dipnot: Geçtiğimiz günlerde E. M. Cioran'ın Ümitsizliğin Dorukları'nda adlı kitabından bir bölüm çevirmiş, üstüne bir parça da gevezelik de etmiştim. Korkmayın sakın, tekrara düşmeyeceğim; sadece "Lirik Olmak Üzerine" adlı o bölümü hatırlatıyor ve ekliyorum: Bu çeviri serisinin devamının gelip gelmeyeceğini ben bile bilmiyorum.

10 Ekim 2017

E. M. Cioran: Lirik Olmak Üzerine (Ümitsizliğin Doruklarında)

10 Ekim 2017 1
Neden kendi içimize kapanıp kalamıyoruz? Neden bir şeyleri ifade etmenin ve şekle sokmanın peşinde koşup duruyor, içimizdeki o değerli muhtevayı ya da “anlamı” açığa vurmak için çabalıyor, en nihayetinde dik başlı ve kaotik olmaktan öte gitmeyen bir süreci umutsuzluk içinde düzene sokmaya çalışıyoruz? İçsel akışımıza onu hiç somutlaştırmaya çalışmadan olduğu gibi boyun eğmemiz, içimizdeki hengâmeyi ve mücadeleyi samimiyetle ve istekle kabullenmemiz daha yapıcı olmaz mıydı? Böylece içimizde dallanıp budaklanan tüm o ruhani deneyimi çok daha şiddetle hissederdik. Her türden iç görü, bereketli bir coşkuyla birbirine karışır ve gelişirdi. Gerçeklik algısı ile ruhani öz tıpkı bir dalganın yükselişi ya da notaların bir araya gelerek melodiyi oluşturması gibi doğmuş olurdu. Birinin kendi gururuyla değil de kendi yüceliğiyle dolup taşması, içsel sonsuzluk hissiyle acı çekmesi, canlılıktan ölecekmiş gibi şiddetle yaşadığı anlamına gelir. Haykırışlarla bir hayatı dibine kadar yaşama duygusu çok nadir görülür ve çok gariptir. Canlılıktan ölebilirmişim gibi hissediyorum ve kendime buna bir açıklama bulmama gerek var mı diye soruyorum. Tüm manevi geçmişin dayanılmaz bir gerilimle içini titrettiğinde, mevcudiyetini baştan ayağa hissedişin gömülü deneyimlerini gün yüzüne çıkardığında ve olağan düzenini yitirdiğinde, yaşamın doruklarından ölümün kucağına düşersin – üstelik her daim ölüme eşlik eden o korku hissi olmadan. Bu, mutluluğun doruklarında dolaşan sevgililerin sarsılmaz aşklarının üzerine ölümün ya da ihanetin gölgesinin düştüğü zamanki o hisse çok benzer.

28 Haziran 2017

Jacques Lacan Röportajı (1974)

28 Haziran 2017 4
Aşağıdaki metin, İtalyan gazeteci Emilio Granzotto'nun Jacques Lacan ile gerçekleştirdiği ve 1974 yılında bir İtalyan dergisi olan Panorama'da yayımlanan röportajın tam halidir. Çeviri sırasında David Broder'ın İngilizceye yapmış olduğu çeviri ile Əli Rəhimli'nin Azerbaycancaya yapmış olduğu çeviriden yararlandım ve bu çevirileri karşılaştırarak metne son halini verdim.

Jacques Lacan'ın nispeten kolay bir dille kendini ifade ettiği bu röportajın Lacan'a ilgi duyan ve onu tanımak için bir başlangıç noktası arayanlar için önemli olduğunu düşünüyorum.

22 Mart 2017

Noriko Ibaraki: Kısadır Hayat

22 Mart 2017 0
kısadır hayat,
çok ama çok kısadır;
diyelim, altmış ya da yetmiş yıldır.

kaç pirinç yetişecek bu kadar sürede bir tarlada?
kaç ekmek pişecek taş ocaklarda?
öğretmenler aynı şeyi kaç defa tekrarlayacak?

gramer ve matematikle, balığın ve
ıvır zıvırın ekolojisiyle doluşturulacak
gerçek dünyaya hazırlanan çocuğun kafası.

sonra sıra gelecek tüm o eleyici seçimlere;
korkunç kurallarla boğuşacak
adaletsizlikle çarpışacak
anlamsız bir savaşın ardından
angarya ile ezilecek ruhlar.
ve sonra okul, iş, evlilik gelecek.

minik bir bebek doğacak ve ardından
endişe kaplayacak her yanı.
kendine dair her şey bir lükse dönüşecek.

12 Aralık 2016

Dirk Gently's Holistic Detective Agency (2016)

12 Aralık 2016 1
"Eğer bir gün biri çıkıp da Evren'in hangi nedenle ve niçin var olduğunu keşfederse evrenin birdenbire yok olacağını ve yerini daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağını ileri süren bir teori vardır.
Bir başka teori ise bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer." — Douglas Adams

Douglas Adams, beni en derinden etkileyen yazarlardan biridir. Derinden etkileme söz konusu olduğu zaman daha "edebi" ürünler veren yazarlardan bahsetmeye eğilim olduğunun farkındayım, ama Adams beni edebi yönden değil, zihnimi nasıl kullanabileceğim yönünde etkiledi. Keskin zekası ve ince mizahıyla bir düşünme biçimi kattı bana ve bu, benim için, edebi zevklerden çok daha önemlidir.

Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okumaya başladığım an sürekli zihnimin sınırları genişliyor gibi hissettim. Yanlış anlaşılmasın, bilim kurgu türüne uzak biri de sayılmam, ama ortada olan sadece bir roman değil, beni sarıp sarmalayan farklı bir bakış açısı ve ifade tarzıydı.

28 Ekim 2016

Dendero Three: Kışın Sonu

28 Ekim 2016 0
Dökük bir dairede, baba ve oğul odanın orta yerindeki masaya oturmuş birbirlerine bakıyorlardı. İkisi de iyice masaya sokulmuş, kollarını kavuşturmuşlardı.

"Baba, hava soğuk."
"O kadar da soğuk değil."
"Soğuk!"
"Pekala, kışın ortasında havanın ne kadar da soğuk olduğunu hatırla bakalım. Şimdiyse artık kış bitmek üzere. Karşılaştıracak olursak, o kadar da soğuk değil."
"Karşılaştırmak umrumda değil. Şu an hava soğuk."
"Öyle mi? Şunu düşün bir de. Biz Kanto'da yaşıyoruz. Burası Hokkaido'ya göre nispeten sıcak."
"İyi ama, Hokkaido'daki insanların evlerinde sadece gömlekle dolaşabilecekleri kadar güçlü bir ısıtma sistemleri olduğunu duymuştum."

7 Ekim 2016

Allen Ginsberg: Seçilmiş Haikular

7 Ekim 2016 2
içtiğim çayda
hiç şeker yok.
bir farkı da yok.

*

şöyle bir bakıyorum omzumun üstünden
ardım kaplanmış hep
kiraz çiçekleriyle.

*

bilmiyordum adını
hiçbir çiçeğin! -ve böylece
yok olup gitti bahçem.

9 Şubat 2016

Ernst Meister'dan Üç Şiir

9 Şubat 2016 0
O Titreyişi
O titreyişi ışığın,
o mırıldanışı,
parlıyor rüzgarda
salınan bir yaprakla.

Gece çöker
ve ben
yürür dururum
-insan olmanın ağırlığıyla-
bir aşağı bir yukarı...

•

Burası Ki
Burası ki,
hiç ve hiç arasında,
iki büklüm olunan yer
derim ki aşktır.

Burası ki,
şansın dönüp durduğu yer,
derim ki aşktır.

23 Kasım 2015

Çok Çok Kısa Bilim Kurgu Öyküleri

23 Kasım 2015 2
Gene boş zamanı hayatıma katık etmiş beni oyalayacak ne bulabilirim diye sanal ağ üzerinde fink atarken, Twitter'da da zaman zaman denediğim "kısa öykü" konsepti için İngilizceyi kullanan dünyanın diğer insanları ne ürünler vermiş acaba diye şöyle bir bakayım dedim.

İrili ufaklı birçok hikayeyi not ettim bir kenara, bunu ileride çeviririm şeklinde de kendime telkinde bulundum. Böyle böyle artık monolog mu desem diyalog mu desem gırla akarken zihnimde, oldukça sevimli bir site ile kaşılaştım.

Sitenin adı Six Word Stories. Yani diyor ki, Altı Kelimelik Hikayeler. Sitenin kendisinde çeşitli kategoriler bulunuyor, ama hemen ilk önce bilim kurgu kategorisine atladım. Açıkçası umduğumdan çok daha çekici hikayeler buldum.

E, madem bir şeyden keyif aldım, bunu muhtemelen hepi topu 3-5 kişinin girdiği bu bloga da aktarayım dedim, malum böyle bir şeyden eksik kalırım diye içimde bir fırtına kopar sonra ki, durdurabilene aşk olsun.

19 Aralık 2014

Kadim Çin Deyimleri

19 Aralık 2014 0
Çin, Dünya'nın en eski medeniyetlerinden biri olmakla birlikte, aynı zamanda deyimleri ve öğretileri ile de oldukça geniş bir kültüre sahiptir. Elbette ki bu deyimlerin bir kısmı zaman içinde kayboldu ya da Çinli düşünürlere atfedilen öğretiler haline geldi ya da Japonya'daki Zen kültürüyle kaynaşarak kökenini yitirdi. Ne olursa olsun, bireyin iç sesini dinleyebilmesi ve dinginliğe ulaşabilmesi için gerekli öğütleri barındıran önemli ölçüde örnek elimizde bulunmaktadır.

İnternette gezinirken şu sitede gördüğüm deyimleri buraya aktarmanın önemli ve hoş olacağı kanaatine vardım. Orada yazdığına göre bu deyimler Chinese Proverbs from Olden Times, Peter Pauper Press, Mt. Vernon, N.Y., 1956 künyeli kitaptan derlenmiş. Ne de güzel bir iş görülmüş.

Çevirileri bendenize aittir.

25 Kasım 2014

Yazarlar İçin Yaratıcı Yazarlık Örnekleri

25 Kasım 2014 3
Şimdiye dek irili-ufaklı 100'ün üzerine hikaye yazmışımdır. Onları çeşitli bloglarda paylaşmış, sonra da elimden geldiğince silip yok etmişimdir. Neden bilmem. Bende bile hikayelerimin çoğunun kopyası yok. Zaten öyle ahım şahım şeyler de olmadılar hiç. En nihayetinde, bir yazar bile değilim; ancak zaman zaman bir şeyler yazıyorum. Bir amacı da yok aslında yazmamın. Bu sebeple de hiçbir zaman yaratıcı yazarlık kursları veya benzeri oluşumlara katılmadım veya yazarlık üzerine bir alıştırma yapmadım. Genelde bir şeyleri dışa atmak için yazdım veya karşıma çıksa beğeneceğim bir hikaye oluşturmaya çalıştım. Dediğim gibi, bir amaca hizmet etmeyen şeylerdi ve kalabalık bir okur kitlesine dahi sahip olmadığım için bunların bir önemi yoktu.

Neyse.

İşte durum buyken, geçenlerde StumleUpon'da zaman geçirmek adına bir şeylere bakınıyordum. Karşıma şu site çıktı. Yaratıcı yazarlık üzerine bir şeyler vardı. Sayfayı geçmeden önce şöyle bir aşağıya doğru kaydırdım ve yazarlar için bir hikaye oluşturmak ve geliştirmek adına 10 tane kısa üçlü soru öbekleri olduğunu gördüm. Soruları okudukça çeşitli hikaye fikirleri aklıma geldi ve kimisi oldukça hoş şeylerdi de. Bir anlamda zihni ateşleyecek şeylerdi.
 
Sağlıcakla kalmanızı dilerim.