12 Aralık 2016

Dirk Gently's Holistic Detective Agency (2016)

12 Aralık 2016 1
"Eğer bir gün biri çıkıp da Evren'in hangi nedenle ve niçin var olduğunu keşfederse evrenin birdenbire yok olacağını ve yerini daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağını ileri süren bir teori vardır.
Bir başka teori ise bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer." — Douglas Adams

Douglas Adams, beni en derinden etkileyen yazarlardan biridir. Derinden etkileme söz konusu olduğu zaman daha "edebi" ürünler veren yazarlardan bahsetmeye eğilim olduğunun farkındayım, ama Adams beni edebi yönden değil, zihnimi nasıl kullanabileceğim yönünde etkiledi. Keskin zekası ve ince mizahıyla bir düşünme biçimi kattı bana ve bu, benim için, edebi zevklerden çok daha önemlidir.

Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okumaya başladığım an sürekli zihnimin sınırları genişliyor gibi hissettim. Yanlış anlaşılmasın, bilim kurgu türüne uzak biri de sayılmam, ama ortada olan sadece bir roman değil, beni sarıp sarmalayan farklı bir bakış açısı ve ifade tarzıydı.

7 Kasım 2016

Yazımevi

7 Kasım 2016 0
İçeriye son olarak Phanus gelmişti. Roth, ona alt kata geçmesini işaret ettikten sonra, buluştukları mahzenin ağır demir kapısını yerine itip, defalarca kilitledi, kendince güvenliği sağladı. Bir süre etrafa kulak kabarttıktan sonra hiçbir ses duymadığına emin oldu ve kendisi de diğerlerinin yanına geçti.

İçeride her zamanki gibi korku ve karamsarlık hakimdi. Roth, kapı eşiğinde durup içerideki dört kişiyi inceledi. Umutsuz vakalardı hepsi. Belki, kendisi de öyleydi. Phanus, Dimitri, Jacob, Hasim… Hepsi de ölmüş bir mesleğin son temsilcileriydi. Hayır, buna meslek denemezdi.

“Gel artık.” diye çıkıştı Dimitri. Roth kafa sallamakla yetindi ve yuvarlak masanın etrafındaki boş sandalyenin birine bıraktı kendini. Bir liderleri olmamıştı hiçbir zaman; bu yüzden de söze kimin başlayacağı belli değildi. Hasim boğazını temizledi, Jacob söze girdi:

“Beyler, biliyorsunuz, hepimiz perişan haldeyiz. Yapmaya çalıştığımız şey…” durakladı. Gözü özellikle Phanus’a çevrildi. “Yani, biliyorsunuz, başaramıyoruz. Olmuyor.”

6 Kasım 2016

Tavan

6 Kasım 2016 2
Kimseye kendimden bahsetmedim, kendim olabilecek bir ihtimalin üzerinde durdum daha çok. Kimse de aradaki farkı umursamadı. Kendimi kolaylıkla kandırabilmemi işte bu umursamazlığa borçluyum. Kendimi her anlattığımda bir parça daha değiştiğim hissine kapıldım. Ağzımdan çıkan sözcüklere inanmaya başladıktan sonra, kendimi sadece yeni insanlar ve yeni sözlerle inşa edebileceğimi düşündüm. Bir başkası olabilmek için sadece bir başkasına ihtiyacım vardı. İşin en güzel yanı, bir başkasının da bir başkası olarak bana ihtiyaç duymasıydı. Kimse bunu önce kendisine sonra karşısındakine itiraf etmedikçe her şey olabildiğince yolunda ilerliyordu.

"Hayır," dedim ardından. Soruyu doğru anladığım bile söylenemezdi. "Sevmem için hiçbir sebep yok." Bir adet çatık kaşa katlanmam gerekti. Sonra işler kolaylaştı. "Peki," denildi, birkaç laf daha edildi. İkimiz de o masaya kendimiz olarak oturduk ve kendimiz olarak kalktık. İkimiz de o masaya bir başkası olarak oturduk ve bir başkası olarak kalktık. Gülüşmeler, sıkılan eller; elveda denildiyse bile, akılda kalmadı. Sonra yol boyunca hep aynı düşünceler: Hiç kendin olabildin mi?

Kimileri abartılı bulur kendi olmayı. Dökülen bir miktar su gibidir insan, bir kısmı erken varır yere, bir kısmı parçalara bölünür, sağa sola sıçrar, dümdüz iner ya da eğilip bükülür. Kendini dökülen suyun hangi kısmında gördüğünle ilgilidir aslında her şey. Döküldüğünü ve eninde sonunda yere çarpacağını unutmadıkça herkes olabilirsin -ve her şey.

28 Ekim 2016

Dendero Three: Kışın Sonu

28 Ekim 2016 0
Dökük bir dairede, baba ve oğul odanın orta yerindeki masaya oturmuş birbirlerine bakıyorlardı. İkisi de iyice masaya sokulmuş, kollarını kavuşturmuşlardı.

"Baba, hava soğuk."
"O kadar da soğuk değil."
"Soğuk!"
"Pekala, kışın ortasında havanın ne kadar da soğuk olduğunu hatırla bakalım. Şimdiyse artık kış bitmek üzere. Karşılaştıracak olursak, o kadar da soğuk değil."
"Karşılaştırmak umrumda değil. Şu an hava soğuk."
"Öyle mi? Şunu düşün bir de. Biz Kanto'da yaşıyoruz. Burası Hokkaido'ya göre nispeten sıcak."
"İyi ama, Hokkaido'daki insanların evlerinde sadece gömlekle dolaşabilecekleri kadar güçlü bir ısıtma sistemleri olduğunu duymuştum."

13 Ekim 2016

Prize, Award ve Reward Arasındaki Fark Nedir?

13 Ekim 2016 16
Bugün, Twitter'da takip ettiğim "mxrat" mahlaslı bir arkadaşım, şöyle bir tweet atmış: "Tam şu an fark ettiğim nüans: "Prize" olunca para ödülü de oluyor, "award" olunca sadece bi' ödül heykelciği oluyor." [*]

İşin aslına bakarsak, "prize", "award" ve "reward" arasında sahiden de bir nüans vardır, ama bu nüans maddi kaynaklı değildir.

Bu kelimeler, Türkçe'de en genel anlamıyla "ödül" ve "mükafat" şeklinde çevrilir ve kullanılır. Aslında zaten dilimizde bu kelimelere ayrı ayrı uygun kelimeler de yoktur, en azından benim şu an için aklıma gelmiyor.
 
Sağlıcakla kalmanızı dilerim.