22 Aralık 2016

E. M. Cioran: Gözyaşları ve Azizler

22 Aralık 2016 0
Müzik, eşsiz bir teselli sanatı olarak öteki bütün sanatlara göre çok daha fazla yara açar içimizde.

•

Daha yakınımızda olduğunda büyük bir kuşkuyla ve açık bir küçümsemeyle bakarız mükemmelliğe.

•

Her acının sınırı daha büyük bir acıdır.

•

İnsanların ölümle barışık olmalarının tek nedeni ölümün verdiği korkudan, kurtulmaktır ama bu korku olmadığında ölümün de hiçbir önemi yoktur artık. Çünkü ölüm kendisindedir ve kendisi aracılığıyla vardır. Ölümle uzlaşmaktan doğan bilgelik, ölüm karşısında olası en yüzeysel tavırdır. Montaigne’e de bulaşmıştır bu tavır, aksi takdirde kaçınılmaz olanı kabul etmekle övünmesini anlamak mümkün değildir.

21 Aralık 2016

Elias Canetti: Körleşme

21 Aralık 2016 0
Tarihin çok daha derinlerde yatan ve çok daha özgün nitelikteki itici gücünden, başka deyişle insanların daha yüksek bir hayvan türü olan kitle ile birleşmek ve bu kitle içerisinde kendilerini, sanki tek bir insan bile hiç yaşamamışçasına yitirmek içgüdülerinden haberleri yoktu. Çünkü okumuş kişilerdi; okumuşluk ise, bireyin kendi içindeki kitleye karşı kullandığı bir güvenlik kuşağıydı.

Adına yaşama kavgası denen kavgayı, karnımızı doyurmak ve sevebilmek uğruna olduğu kadar, içimizdeki kitleyi öldürmek uğruna da veririz. Kimi koşullar altında bu kitle, bireyi bencillikten tümüyle uzak, dahası kendi yararlarına aykırı davranışlara dek götürebilir. “İnsanlık”, bir kavram olarak bulunmazdan ve sulandırılmazdan çok önce, kitle olarak vardı. Bu kitle vahşi, coşkun, kocaman ve sımsıcak bir hayvan gibi hepimizin içinde, anasal etkilerin uzanabildiğinden çok, çok daha derinlerde bir anafor gibi kaynar. Kitle, yaşına karşın, dünyanın en genç hayvanı, en öz yaratığı, ereği ve geleceğidir. Onun üzerine hiçbir bilgimiz yok; hâlâ birer birey olduğumuz varsayımıyla yaşamaklayız. Kimi zaman kitle, gök gürültülerinden örülü bir fırtına, içinde her damlanın yaşadığı ve aynı şeyi istediği coşkun bir okyanus gibi saldırır üzerimize. Bu saldırının hemen ardından parçalanıp gitme alışkanlığını henüz koruduğu için, fırtına geçince yine biz olarak, zavallı ve bırakılmış şeytancıklar olarak kalırız. Bir zamanlar bu denli çok, bu denli büyük ve bu denli bütün olduğumuzu anılanınıza sığdıramayız bir türlü. İş bu noktaya vardığında, aklın boyunduruğunda yaşayanlar, sorunu “hastalık” sözcüğüyle açıklarlar; alçakgönüllülüğün bayraktarlığını yapmak isteyen ise, yanılgısının gerçeğe ne denli yaklaştığının bilincine varmaksızın, havayı “insanın içindeki hayvan” diyerek yumuşatır. Kitle ise bu arada yeni bir saldırı için hazırlanır. Bir gün gelecek, kitle artık parçalanmaz olacak; belki önce bir ülkede başlayacak bu gelişme, sonra orayı çıkış noktası yapıp çevresinde ne varsa yutarak ilerleyecek; ta ki artık Ben, Sen, O kavramları değil, ama yalnızca kitle var olacağından, kitlenin varlığına ilişkin tüm kuşkular ortadan kalkana dek.

Elias Canetti, Körleşme,
Sel Yayıncılık, sf. 500-501
[Çevirmen: Ahmet Cemal]

12 Aralık 2016

Dirk Gently's Holistic Detective Agency (2016)

12 Aralık 2016 1
"Eğer bir gün biri çıkıp da Evren'in hangi nedenle ve niçin var olduğunu keşfederse evrenin birdenbire yok olacağını ve yerini daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağını ileri süren bir teori vardır.
Bir başka teori ise bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer." — Douglas Adams

Douglas Adams, beni en derinden etkileyen yazarlardan biridir. Derinden etkileme söz konusu olduğu zaman daha "edebi" ürünler veren yazarlardan bahsetmeye eğilim olduğunun farkındayım, ama Adams beni edebi yönden değil, zihnimi nasıl kullanabileceğim yönünde etkiledi. Keskin zekası ve ince mizahıyla bir düşünme biçimi kattı bana ve bu, benim için, edebi zevklerden çok daha önemlidir.

Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okumaya başladığım an sürekli zihnimin sınırları genişliyor gibi hissettim. Yanlış anlaşılmasın, bilim kurgu türüne uzak biri de sayılmam, ama ortada olan sadece bir roman değil, beni sarıp sarmalayan farklı bir bakış açısı ve ifade tarzıydı.

7 Kasım 2016

Yazımevi

7 Kasım 2016 0
İçeriye son olarak Phanus gelmişti. Roth, ona alt kata geçmesini işaret ettikten sonra, buluştukları mahzenin ağır demir kapısını yerine itip, defalarca kilitledi, kendince güvenliği sağladı. Bir süre etrafa kulak kabarttıktan sonra hiçbir ses duymadığına emin oldu ve kendisi de diğerlerinin yanına geçti.

İçeride her zamanki gibi korku ve karamsarlık hakimdi. Roth, kapı eşiğinde durup içerideki dört kişiyi inceledi. Umutsuz vakalardı hepsi. Belki, kendisi de öyleydi. Phanus, Dimitri, Jacob, Hasim… Hepsi de ölmüş bir mesleğin son temsilcileriydi. Hayır, buna meslek denemezdi.

“Gel artık.” diye çıkıştı Dimitri. Roth kafa sallamakla yetindi ve yuvarlak masanın etrafındaki boş sandalyenin birine bıraktı kendini. Bir liderleri olmamıştı hiçbir zaman; bu yüzden de söze kimin başlayacağı belli değildi. Hasim boğazını temizledi, Jacob söze girdi:

“Beyler, biliyorsunuz, hepimiz perişan haldeyiz. Yapmaya çalıştığımız şey…” durakladı. Gözü özellikle Phanus’a çevrildi. “Yani, biliyorsunuz, başaramıyoruz. Olmuyor.”

6 Kasım 2016

Tavan

6 Kasım 2016 2
Kimseye kendimden bahsetmedim, kendim olabilecek bir ihtimalin üzerinde durdum daha çok. Kimse de aradaki farkı umursamadı. Kendimi kolaylıkla kandırabilmemi işte bu umursamazlığa borçluyum. Kendimi her anlattığımda bir parça daha değiştiğim hissine kapıldım. Ağzımdan çıkan sözcüklere inanmaya başladıktan sonra, kendimi sadece yeni insanlar ve yeni sözlerle inşa edebileceğimi düşündüm. Bir başkası olabilmek için sadece bir başkasına ihtiyacım vardı. İşin en güzel yanı, bir başkasının da bir başkası olarak bana ihtiyaç duymasıydı. Kimse bunu önce kendisine sonra karşısındakine itiraf etmedikçe her şey olabildiğince yolunda ilerliyordu.

"Hayır," dedim ardından. Soruyu doğru anladığım bile söylenemezdi. "Sevmem için hiçbir sebep yok." Bir adet çatık kaşa katlanmam gerekti. Sonra işler kolaylaştı. "Peki," denildi, birkaç laf daha edildi. İkimiz de o masaya kendimiz olarak oturduk ve kendimiz olarak kalktık. İkimiz de o masaya bir başkası olarak oturduk ve bir başkası olarak kalktık. Gülüşmeler, sıkılan eller; elveda denildiyse bile, akılda kalmadı. Sonra yol boyunca hep aynı düşünceler: Hiç kendin olabildin mi?

Kimileri abartılı bulur kendi olmayı. Dökülen bir miktar su gibidir insan, bir kısmı erken varır yere, bir kısmı parçalara bölünür, sağa sola sıçrar, dümdüz iner ya da eğilip bükülür. Kendini dökülen suyun hangi kısmında gördüğünle ilgilidir aslında her şey. Döküldüğünü ve eninde sonunda yere çarpacağını unutmadıkça herkes olabilirsin -ve her şey.
 
Sağlıcakla kalmanızı dilerim.