28 Haziran 2017

Jacques Lacan Röportajı (1974)

28 Haziran 2017 4
Aşağıdaki metin, İtalyan gazeteci Emilio Granzotto'nun Jacques Lacan ile gerçekleştirdiği ve 1974 yılında bir İtalyan dergisi olan Panorama'da yayımlanan röportajın tam halidir. Çeviri sırasında David Broder'ın İngilizceye yapmış olduğu çeviri ile Əli Rəhimli'nin Azerbaycancaya yapmış olduğu çeviriden yararlandım ve bu çevirileri karşılaştırarak metne son halini verdim.

Jacques Lacan'ın nispeten kolay bir dille kendini ifade ettiği bu röportajın Lacan'a ilgi duyan ve onu tanımak için bir başlangıç noktası arayanlar için önemli olduğunu düşünüyorum.

9 Haziran 2017

Ölüm

9 Haziran 2017 0
"Dünya'da yaşamış ve ölmüş biri için cehennem hiç de korkutucu bir yer değildir."

Saatine bakmayı ihmal etmiyordu. Hiç kuşkusuz yapacak başka bir işi yoktu. Yanılmıyorsa 27 yıl 8 ay 11 gün 3 saat 42 dakika 17 saniyedir tam olarak durduğu yerde duruyor ve bekliyordu. Kimi beklediğini ise çok iyi biliyordu: Kendini bekliyordu. Nihayet sadece 23 saniye sonra kendisiyle karşılaşacak, tutmayan bir fren sayesinde karşıdan gelen kendisine çarpan kamyonun fırlattığı bedeni, burada bekleyen kendisiyle bir bütün olacak ve kadim öğretilerin ortak noktası olan ölüm gerçekleşecekti.

İnsanların kendileri hakkında bilmedikleri şey de işte tam olarak buydu.

Ne olursa olsun ve ne yaparsa yapsın, kendini eksik hisseder insan. Çünkü zaten en başından eksiktir insan. Bir yarısı yaşar, bir yarısı bekler. Ölüm, yaşamın bekleyişle karşılaştığı anda gerçekleşir. Denebilir ki, insan hem yaşar hem bekler ve bekleyiş bittiğinde yaşam da biter. İşin ilginç yanı ise tam da burada başlar: Ölüm gerçekleştiğinde aslında sadece roller değişir. Yaşayan bekler artık ve bekleyen ise yaşar. Elbette bir başka yaşamdır bunun adı, öyle dememiz gerekir; kavrayamayız çünkü gerçeği, ama nihayetinde ölüm her seferinde yine gerçekleşir. İnsan kendisiyle kaç defa karşılaşır acaba, bunu da sadece tanrı bilebilir.

6 Mayıs 2017

Hayalet

6 Mayıs 2017 0
Bir hayaletle karşı karşıyayız, dedi. Ama onu görmüyoruz, dedim; duymuyoruz da, diye ekledi. Öyleyse, dedim; bir hayaletle karşı karşıyayız, dedi. Omuz silktim, gitmem gerekti. Nereye gideceksin, dedi; boğazını temizledi; nereye gidebileceksin, diye düzeltti. Başka bir yere, dedim; üzerine pek de düşünmeden, hayaletlerin olmadığı bir yere, diye tamamladım. Gözlerini kırpıştırdı, her ne söyleyecektiyse onu masumluğundan söyleyeceğini anladım; iyi ama, dedi sesini yumuşatarak, hayaletlerin olmadığı bir yer yok ki. Bir ya da birden çok bakıma hakkı vardı, olmasaydı da kalıp onunla tartışamazdım. Her yerdeler, dedi ağlamaklı bir sesle; görüyor musun onları, diye sordum; duymuyorum bile, diye içerledi; öyleyse, dedim; bir hayaletle karşı karşıyayız, dedi.

Ne zaman başladı bu, dedim; ne, dedi; hayaletleri görmen, dedim; görmüyorum, dedi; ve duymuyorsun da, diye ekledim. Karşısına bir şey söyleyecekmiş gibi dikildim; birkaç derin nefes, dudakta oynayan birkaç kas, sağa ve sola kayan bakışlar, hiçbir şey, anlıyor musun, hiçbir şey gelmedi aklıma; saçmalık, dedim; elimi omzuna koymak istedim, nedense beceremedim. İkimizden biri ağlamalı, dedi; gülümsedim, neden, dedim; sessizliği yalnızca göz yaşı katlanılabilir kılar, dedi; ona inanmadım.

22 Mart 2017

Noriko Ibaraki: Kısadır Hayat

22 Mart 2017 0
kısadır hayat,
çok ama çok kısadır;
diyelim, altmış ya da yetmiş yıldır.

kaç pirinç yetişecek bu kadar sürede bir tarlada?
kaç ekmek pişecek taş ocaklarda?
öğretmenler aynı şeyi kaç defa tekrarlayacak?

gramer ve matematikle, balığın ve
ıvır zıvırın ekolojisiyle doluşturulacak
gerçek dünyaya hazırlanan çocuğun kafası.

sonra sıra gelecek tüm o eleyici seçimlere;
korkunç kurallarla boğuşacak
adaletsizlikle çarpışacak
anlamsız bir savaşın ardından
angarya ile ezilecek ruhlar.
ve sonra okul, iş, evlilik gelecek.

minik bir bebek doğacak ve ardından
endişe kaplayacak her yanı.
kendine dair her şey bir lükse dönüşecek.

21 Şubat 2017

Zaman Makinesi

21 Şubat 2017 0
Kabloları tekrar kontrol etti profesör. Bir yanlışlık olmayacağından emindi, ama bir o kadar da gergindi. Nihayet imkansız olanı başarmış ve bir zaman makinesi üretmişti. Şimdiyse onu satmaya çalışıyordu. Hangarın ortasındaki kocaman kapsülün içine şirket çalışanlarından genç bir adam girmişti. Profesör, asla insanların ne hissettiğini anlayan türden biri olmamıştı, ama bu delikanlının heyecan içinde olduğunu rahatlıkla görebiliyordu. Nasıl olmasındı ki? İnsanlık tarihinde zamanda geriye gidecek ilk kişilerden biri olacaktı. Ancak hiç kuşkusuz, ilki değildi.

Gözlüğünü çıkaran profesör, önlerindeki bilgisayarlara kitlenmiş şirketin diğer çalışanlarının yanına gitti. Hepsi kendilerince bir şeyleri anlamaya çalışıyor, bu işin nasıl gerçekleştiğine dair bir ipucu yakalamak için her şeyi inceliyorlardı. Profesör istemsizce gülümsedi. Hiçbirinin bunu çözemeyeceğini bir şekilde biliyordu.

Nihayet şirket müdürü, profesöre yaklaştı ve "Hazırsanız," dedi çekingen bir sesle, "başlayabiliriz." Profesör, "Biraz müsaade eder misiniz?" diye yanıtladı onu. Müdür anlayışla başını salladı ve diğer çalışanların yanına doğru gitti. Kendisine bir kahve hazırlayan profesör birkaç yudum aldıktan sonra kapsüle baktı ve gözlerindeki hüznü gizlemek için gözlüğü taktı.
 
Sağlıcakla kalmanızı dilerim.