23 Şubat 2016

Düğme

23 Şubat 2016
Kapı çaldı.

Ağır aksak adımlarla kapıya yöneldi Bay Jaromir. Asık suratını düzeltme gereği bile duymadan kapıyı açtı ve karşısında her türden klişeyi barındıran takım elbiseli, fötr şapkalı ve ellerinde siyah bond çanta tutan iki kişi buldu.

"Girebilir miyiz?" diye sordu biri, umursamazca içeriye adımını attı öbürü.

"Hey," diye seslenirken Bay Jaromir, soruyu soranın da yanından geçip salondaki kanepeye doğru emin adımlarla yürüdüğünü gördü. Bir an kararsızca ayakta bekledi, omuzlarını silkip kapıyı kapattı.

Heyecana kapılmadı Bay Jaromir. "Korkmadın mı?" diye soracaktı daha sonra olanları anlattığı yakın arkadaşı. "Bilmem," diyecekti Bay Jaromir, "Umursamadım."

Terliklerini sürüyerek yan yana oturmuş bu iki gizemli adamın karşısına geçti ve koltuğa bıraktı kendisini.

Bir sessizlik kapladı odayı. Adamları süzen Bay Jaromir, önce hangisinin lafa gireceğini kestirmeye çalıştı. Belki de kendisi girmeliydi önce lafa, sonuçta ev sahibiydi.

"Evet," dedi biri, "Sizin başlamanız daha doğru olur tabii." diye devam etti öbürü.

Kaşlarını ağır ağır kaldırdı Bay Jaromir. Bir tesadüf olsa gerek, diye düşündü. Gözlerini kıstı.

"Evet," dedi biri, "Evet," diye tekrarladı öbürü.

"Ne istiyorsunuz?" diye sordu Bay Jaromir.

"Hiçbir şey," dedi biri, elindeki çantayı kaldırıp aralarındaki sehpaya bırakarak, "Sadece bunu size teslim edeceğiz." diye tamamladı öbürü.

Hemen sormadı Bay Jaromir. Önce düşündü. Gerçekten de sadece bir tesadüf müydü? Soruyu önce aklından üstüne basa basa iyice bir geçirdi. Karşısındaki adamlar hiçbir şey demedi. Sessizlik tekrar çoğaldı.

Soracağı soruyu son bir defa düşündü ve devam etti: "Nedir bu?"

Gülümsedi biri, çantayı açtı öbürü.

"Bay Jaromir," diye konuşmaya başladı biri, "Adımı nereden biliyor..." diye araya girmeye çalıştı Bay Jaromir, "Bu, artık sizindir." diye noktaladı bu konuşma zincirini öbürü. Çantayı çevirdi ve içindekini gösterdi.

Düğme. Kırmızı, kocaman, basılacak bir düğme.

"Ama," diye kekeleyen Bay Jaromir, olanlara anlam verip veremediğini kestiremedi bir türlü, o yüzden devamını getirmedi.

"Her şey çok basit," dedi biri, "Bu düğmeye basarsanız, evren yok olur." diye devam etti öbürü.

Bay Jaromir'in o an ilk aklına gelen, "Peki ya ben?" oldu. O an, evren yok olsa bile, varlığının devam edeceğine içten içe inandığını fark etti. Oysa tam bu noktada, arkadaşı lafa girecekti ve "Hani tanrıya inanmıyordun?" diye soracaktı. Bay Jaromir, olanları ona anlatmaya başladığına bir parça pişman olacaktı. "Mesele," diyecekti, "Tanrı ile ilgisiz. Sadece..." Cümleyi tamamlamanın bir anlamı olmadığına karar verip, olanları aktarmaya devam edecekti. Arkadaşı da üstelemeyecekti.

"Ama," diye kaldığı yerden devam etti Bay Jaromir, "Bu, çok saçma."

"Evet," diye güldü biri, "Evet," diye güldü öbürü de.

Düğmeye hemen uzandı Bay Jaromir ve karşısındaki iki adamın gözlerinin içine baktı, korkup korkmadıklarını anlamaya çalıştı. Ancak bundan da mühimi, düğmeye basacağından emin bir şekilde elini uzatmasına rağmen, eli düğmeye yaklaştığı anda kendisinin korkuyla karışık bir şüpheye kapıldığını anlaması ve böylece düğmeye hemen basmamaya karar vermesi oldu.

Adamların yüzünde bir değişiklik olmadı. Aslında birbirlerine epey benzediklerini fark etti Bay Jaromir bu ikisinin. Neden daha önce fark edememişti peki? Olanlar yüzünden buna pek de kafa yoramadı, zaten yorsaydı da bir sonuca varamayacaktı.

"Bakın, Bay Jaromir," diye lafa girdi biri, "Böyle bir şeye inanmanın güç olduğunu biliyoruz," diye devam etti öbürü. "Ancak, düğmeye basmanız ya da basmamanız," diyerek tekrar ilki sözü aldı, "Bizler için bir fark yaratmayacak," diye bitirdi konuşmayı ikincisi.

"Siz," dedi Bay Jaromir ve duraksadı. "Biz," demeye karar verdi ve tekrar sustu. "Ama bu," diye denedi şansını bu sefer, "İyi de," diyerek vazgeçti bu işten.

"Sorularınız olduğunu biliyoruz," dedi biri, "Ama hiçbirini cevaplamayacağız," dedi öbürü.

Kalktılar ağır ağır ve kapıya yöneldiler. Ne demesi gerektiğini bir türlü kestiremedi Bay Jaromir. Gülmek ve endişe duymak arasında bir yerlerde, tekinsiz bir havanın ortasındaydı. Kaşlarını çattı ve aklından o ana dek geçmemiş sayıda düşünceyi geçirdi ve bunu istemeden yaptı.

Durdu iki adam da. Gülümsedi biri, kafa salladı öbürü memnuniyetle. Birbirlerine baktılar ve, "Bay Jaromir," dedi biri, "Doğru kişi olduğunuzu biliyorduk." diye noktaladı öbürü.

Kapıyı açtılar, Bay Jaromir olduğu yerde dururken, "Ve evet," diye fısıldadı biri, "Düşüncelerinizi okuyabiliyorduk," diye fısıltıyı sonlandırdı öbürü.

"İşte böyle," diyecekti Bay Jaromir arkadaşına ve ekleyecekti, "Sehpanın üstünde içinde koacaman kırmızı bir düğme bulunan bir çanta ile orada öylece kalakaldım."

Ne hazindir ki, arkadaşı ona inanmadı. Yalan söylediğini de düşünmedi, oyuna getirildiği sonucuna vardı. Yine de birdenbire, "Bastın mı düğmeye?" diye sordu. Bay Jaromir, kalın bir sesle, "Hayır," dedi. "Peki," diye karşılık verdi arkadaşı ihtiyatla, "Basacak mısın düğmeye?" Geriye yaslandı Bay Jaromir ve sessiz geçen bir sürenin ardından kararsızca, "Bilmiyorum," dedi.

Bir daha kimseye anlatmadı bu olayı Bay Jaromir. Buna gerek duymadı belki de. Yine de, çantayı atmadı, olanları unutmadı.

Asla o düğmeye basmadı Bay Jaromir ve böylece o gün o iki adamın söylediklerinin gerçek olup olmadığını asla anlamadı. Ancak o günden sonra, artık çok daha güzel bir hayat yaşadı. Başına ne zaman katlanamayacağı bir şey gelse, çantasını karşısına aldı ve düğmeye uzun uzun baktı. Evreni istediği an yok edebileceğini düşünerek her şeyden kurtulabileceğini hatırlayıp rahatladı.

"İşte bu yüzden," diye bir ses yükseldi karanlığın içinden, "Bay Jaromir gibi olanları seçiyoruz," diye yayıldı aydınlığa doğru bir başka ses.

Ümid Gurbanov

0 yorum:

Yorum Gönder

 
|| © 2018 - Herhangi bir hak bulursanız, saklayın! || Tasarım: Pocket ||