5 Nisan 2015

Emil Michel Cioran: Burukluk | Boşluğun Kaynağında

5 Nisan 2015
Ancak uyuşuk bir ruhun öte dünyayla temasları olabilir.

*

Kör karanlıkta, kendini bir aynada ararken, gelecek cinayetlerin yansımasını kim görmemiştir?

*

Dertlerimizi abartma melekemiz olmasa, tahammül etmemiz imkânsızlaşırdı. Onlara alışılmamış boyutlar atfederek kendimizi, nasipsizliğin pohpohlayıp teşvik ettiği seçme cehennemlikler, huysuz sevgili kullar addederiz.

Hepimizin iyiliğine, her birimizin içinde bir Devasızlık palavracısı vardır.

*

Bir gülümseme gördüğümde, orada şunu okumadan edemem: "Bak bana! Bu son defa."

*

Ne çok yoğunlaşma, hüner ve davranış inceliği gerekir bize; oluş nedenimizi yok etmek için!

*

Hayata uyma yeteneğimin sırrı mı? — Gömlek değiştirir gibi ümitsizlik değiştirdim.

*

Her şeyde olduğu gibi merhamette de son söz tımarhanenindir.

*

Melankolisinin üzerine titreyen, iyileşmekten korkan kişi, boşuna çekindiğini, melankolinin devasız olduğunu saptadığında ne rahat bir nefes alır!

*

"Bu kurumlu havanız nereden geliyor?" — "Hayatta kalmayı başardım, anlıyor musunuz? Kendimi şafakta öldürüp öldürmeyeceğimi sorduğum onca geceden sonra hayatta kalmayı..."

*

Kendimizi her şeyi anlamış zannettiğimiz an, bize bir cani görünümü verir.

*

İnsanlara duyduğum nefretin azaldığına, dehşete düşmüş bir halde şahit oluyorum; beni onlarla birleştiren son bağın gevşemesine...

*

Uykusuzluk hastalığı, yatakla bağdaşan tek kahramanlık biçimidir.

*

Deliliğe ancak gevezelerle suskunlar ulaşabilir: bütün sırlarını boşaltmış olanlar ve fazla biriktirmiş olanlar.

*

İntihara meyilli olmak, yasalara saygılı pısırık katillere mahsustur, öldürmekten korktuklarından, kendilerini yok etmeyi düşlerler, cezalandırılmayacaklarından emin olarak...

*

"Tıraş olduğum zaman," diyordu yarı-delinin biri, "Tanrı değilse kim, gırtlağımı kesmeme engel oluyor?"

*

Ölümü tozpembe görmeyenin kalbinde bir renkkörlüğü vardır.

*

Tanrı'nın dahi kurtaramayacağı ruhlar vardır; dizlerinin üzerine de çökse, onlar için dua da etse.

*

Herkesin deliliği kendine: Benimki, kendimi normal zarınetmek oldu, tehlikeli bir şekilde normal... Ötekiler bana deli gibi göründüğünden, sonunda korktum, onlardan ve daha da fazlası, kendimden...

*

Benimseyecek bir ülkeyi beyhude yere aradıktan sonra ölümle yetinmek; o yeni sürgünde bir yurttaş olarak yerleşmek için...

*

Aşağılanmayı yaşamamış kişi, kendinin son raddesine gelmenin ne olduğundan habersizdir.

*

Şüphelerimi zahmetle elde ettim; hayal kırıklıklarımsa, sanki beni ezelden beri bekliyormuş gibi, kendiliklerinden geldiler — temel bir içe doğuş halinde.

*

İnsanlarla düşüp kalktıkça düşüncelerimiz kararır; ve bunları aydınlığa kavuşturmak için yalnızlığımıza döndüğümüzde, düşürdükleri gölgeyi buluruz.

— o —

Dipnot: Bitti.

Bitti işte sonunda. Burukluk'u tekrar okuma ve altını çizdiğim yerleri bloga taşıma işi bitti.

Beni bir şekilde oyalayacak ve zihnimi meşgul edecek ve boş anlarımda üzerine düşünmemi sağlayacak ve hatta bu vesileyle beni ayağa kaldırmaya yarayacak bir iş daha bitti.

Gerçekten de, kelime oyunu amacı taşımadan, bir burukluk duyduğumu söyleyebilirim. Nadiren bir işe kendimi verebilir, o işle birlikte bir amaç edinmiş görünebilirim. Bu da onlardan biriydi. Hayatı güzel kılmasa bile, çekilir kılan şeyler bunlar. Belki de hayatı geçiştirmekten öte hiçbir yanı yok. Hiçbir şeyin yok. Demek istediğim, ne kadar tutkuyla bağlanırsak bağlanalım bir şeye, eninde sonunda avcumuza tutuşturulan bu hayatı ne yapacağımızı tam olarak bilmeden harcayıp tüketmek, yitirip bitirmekten fazlası değil hiçbir yaptığımız.

Her ne olursa olsun, intiharın eşiğinden dönmüşleri değil ve fakat hep o eşikte yaşamışları bir çeşit yakınlık duygusuyla anacağım her zaman. Kendimle bir tutuyorum belki bu kişileri, belki de o eşikten geri dönecek bir yol arıyorum sürekli. Neyi gözden kaçırdıklarını bulmak için debeleniyorum onların arasında. Bilemiyorum.

Sessiz sakin bir köşede yaşamayı, ama sürekli bunun aksini mümkün kılacak bir şeylerin olmasını umarak geçen bu hayatta, bu ikisinin de asla olamayacağını anlamanın beni götürdüğü bir noktada, hatta çeşitli noktalardayım. Bu da hep böyle sürecek. Niye bilmiyorum. Sürekli rüyadan uyanmayı bekliyor gibi bir şey bu daha çok. Uyanmamak gibi. Kabus bile görmemek bazen. Deliksiz bir uykunun orta yerinde, bulunduğun boşluğu anlamak ve sıkıntıdan gözlerini karanlığa alıştırmaya çalışırken onlarca şekil görmek gibi. O şekillerin gerçek olmadığını varsayarak geçen bir ömür, haklılığın tüm yanılsamalara bir şekilde sirayet ettiğini iyice kavramak...

Böyle edebi zırvalıklara niye bulaştığımı da bilmiyorum. Yeteri kadar hayali bir dünya üzerine yoğunlaşırsam, onun, gerçeğin yerini tutacağını düşündüm belki de. Kim bilir, gerçeğin ne olduğunu bilmeyerek bu yola baş koymaya çalışmam hataydı belki; ya da kendi kalbimi kıracak kadar kendimin farkında olmam lüzumsuz bir şeydi.

Böyle şeyleri bilemiyorum hep. Hayal meyal bir düş kırıklığı çekmek bu. Neyi sevmem ya da sevmemem gerektiği üzerine düşündükçe muğlaklaşan bir değerler dizisi. Hiçbir şey gerçekten umrumda değil mi? Gerçekten ama gerçekten, bir gün hiç olacağım inancına dayanarak her şeyi yadsıyabilir miyim?

Demiştim, bir burukluk var diye...

Cioran hakkında konuşmadım bu sefer. Konuşmamalıyım da belki. Onu bile yüceltmekten kaçınıyorum. Hayatın özündeki boşluğu görmüş o zavallı ruhlardan biri işte. Yazdıklarından öte, düşündükleri ve hiç söylemedikleri neydi acaba? Kendimden yola çıkarak, Cioran'ın zihnine ulaşabilir miyim? Buna gerek var mı? Birbirimize her türlü rezilliği ve rüsvalığı ve kepazeliği hatırlatarak ne yapmış olacağız?

İnsan, bir ruha sahip olmasa bile, karanlığa saplandığı an, tanrısal bir buhrana kapılabiliyor. Tanrının varlığından daha öte bir şeyleri kavrama gereksinimi doğuyor bu noktada. Uzanıp da asla erişemeyeceğin bir gerçekliğin ışıltıları (ya da gölgesi) önüne düşüyor. Sonra başını eğip gerisin geri dibine gömülmeye başladığı batalıktan kurtulmaya çalışıyor.

Bunu başarmak mümkün peki?

Bilmiyorum.

Benden -şimdilik- bu kadar.

Güzel kalın -ya da kalmayın; öyle şeylere karışmam ben, bilirsiniz -ya da bilmezsiniz.

Belki başka bir Cioran kitabında görüşürüz -ya da görüşmeyiz.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
|| © 2018 - Herhangi bir hak bulursanız, saklayın! || Tasarım: Pocket ||