28 Mayıs 2015

Baht

28 Mayıs 2015
Bir şekilde ayağa kalktığımda, elimdeki silaha son kez baktım. Göz ucuyla baktım, anlıyor musunuz, şöylemesine bir gezdirdim gözümü siyahı ve beyazıyla namlunun üzerinde, kalktım, üstümü düzelttim, kulaklarım çınlıyordu, tekrar, tekrar, duyuyor musunuz, tekrar denemeye karar verdim. Bu beyin dağılacaktı. Bundan kurtulmanın bir yolu yoktu. Dün olmadı, bugün, bugün değilse bile yarın, artık an meselesi, bir şekilde parmağım kıvrılacaktı tünediği tetiğin ucunda.

Komşular gelmiş. Polis çağırmışlar. Gürültü ve patırtı koptu. Eyvah eyvahlar. Iskaladım çünkü ilkinde. Nasıl olur? İnsan ölmeyi bile nasıl ıskalayabilir? Şöyle olmuyor mu, yanlışsam düzeltin, n'olur, dayıyorsun silahın ucunu şakağına, mesela sağa, ya da sola, hiç ummadığın bir anda ne olacak sanki dercesine kaydırıyorsun parmağını. Anlık bir oyun gibi, değil mi? Nasıl olur da, nasıl olur da, nasıl olur da bir el bu kadar titrer ve şiddetle kaçıp gider silah elinden. Tavana isabet eden kurşun, neyse ki üst komşuya ziyarete çıkmadan, heder olur gider. Anlamıyorum, anlıyor musunuz, anlamıyorum.

Sonra aldılar götürdüler beni. Ruhsatsız silah bulundurmak, kamu güvenliğini tehlikeye atmak, bir iki şey daha söylediler, ama çöpleri dışarı çıkarmamıştım, aklım oradaydı, neyse ki fark etmediler. Kelepçe takarlar mı diye baktım gözlerinin içine. Ne olurdu sanki taksalar. Bir değişiklik ya, bir değişiklik için neler yapabilirdim, nelere katlanabilirdim. Her şey yine olanca sıkıcılığıyla gerçekleşti. Evladım dedi bana, elini omzuma bile koydu. İyi biriydi komiser, ya da artık neyse adı. Omzundan belliydi iyiliği, apoletlerinden, dökme demirlerden yani, yıllarını verdiği masanın eskimiş ucundan, içine çökmüş sandalyenin çatlaklarından belliydi. Evladım dedi bana, yıllar sonra ilk kez biri evladım dedi. Hiç de hoşuma gitmedi. Neden dedi, ölmek dedi, hayat dedi, güzel dedi, kendine dedi ve gel dedi. Böyle şeyler söyleyip durdu. Ne acı. Gülümsemek istedim, başardım mı peki, bilmem. Suçlamalar ve ifadeler ve sorgular, kozmik oda bile göremeden imzaların alınıp parmaklarımın boyanması. Üzücü. Bu kadar işte her şey. Her şey. Evrenin ilk parçalandığı andan beri var olmuş olan her şey bu kadar işte.

Saldıklarında beni ve silahıma el koyduklarında, işlerini yapmışlardı bile çoktan. İnsanlar nedense bir kez intihardan kurtarınca birini, görevlerinin bittiğini zannediyor. Oysa ölmek hususunda samimi olan herkes bilir ki, en büyük özgürlük ölme kararı verilince ele geçmiş olur. Kimse durduramaz artık seni, beni, bizi, bunun bir önemi yok işte, hiçbirimizi. Kimse uzun uzadıya merhamet duymak istemez. Rahatsız edicidir bu. Anlık, bir anlık, gelip ve geçici merhametten ötesi fazla bizler için, sizler için, bunun da bir önemi yok işte, hepimiz için. Gözden akan ilk damlada üzülmek hakkımızdır, ikincisinde de belki, üçüncüsünde kararsızlığa düşer, dördüncüsünde yüz buruştururuz. Sonra sırt döner ve adım adım uzaklaşırız. Kızgınlıkla uzaklaşırız. Kıymeti bilinmeyen merhamete karşı gösterilen bu nankörlük, nasıl olur ha, nasıl olur, o kadar da acıdım ona, nasıl olur da iyileşmez, deriz ve yumruklarımızı sıkarak, dişimizi bileyerek nefret ederiz o kurtaramadığımız kişiden.

Böyle işte, bu kadar, hepsi bu, ilk mutfağa girdim eve varır varmaz, bıçaklarımı yeni bileyletmiştim, akıllı biriydim, ölümümü ıskalayacak kadar beceriksiz olabileceğim aklıma çoktan gelmişti, akıllı biriydim, ölecek kadar akıllı biriydim. Koltuğa bıraktım kendimi. Ne kadar ıssız ve sessiz bir sokak bu. Arayacak hiçbir yakınımı bulamamaları çok isabetli bir eksiklikti. Yoksa şimdi onların sesi yankılanırdı burada. Elimi tutarlardı, babam mesela, bir tokat indirirdi suratıma, ah keşke, ağlardı anam, çok ağlardı, ölüyorum, ölüyorum ve bunu engelleyemiyorlar, ne kötü. Oysa yoklar, ne iyi.

Hep bir talihsizlik çıkar ya, işte bir tomar kağıt sataştı gözüme masanın ucuna ilişmiş. Bir tomar kağıt ve bir kalem. Suçlayacak kimsem yok, affedecek kimsem yok, kendimden başka yazacak hiçbir şeyim yok, anlıyor musunuz, bundan ötesi yok. Tanrıtanımaz bir umutsuzum, ruhumu kurtaracak bir tanrı bile bırakmıyorum geride. Bırakamıyorum, olmuyor. Böyle olsun ister miydim sahiden, hiç bilmiyorum. İnanın bana, bilmiyorum.

Ümid Gurbanov

0 yorum:

Yorum Gönder

 
|| © 2018 - Herhangi bir hak bulursanız, saklayın! || Tasarım: Pocket ||